Bütün kara parçalarında Afrika dahil()” Cemal Süreya. Acının ırkı olur mu? Ne acı elle tutulur bir kalıp ne de onu deneyimleyen insanın aklında zuhur eden bir bilinmezlikten ibarettir. Suret, görülebilir bir kimlik gibi dursa da surette görünemeyen, acının bir prospektüsü değildir. CemalSüreya Şiirleri - bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek.. bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek.. iki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar.. böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar.. zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar. bütün kara parçalarında. Bütün kara parçaları için, Afrika dahil. Senin bir havan var beni asıl saran o, Onunla daha bir değere biniyor soluk almak. Sabahları acıktığı için haklı, Gününü kazanıp kurtardı diye güzel; Birçok çiçek adları gibi güzel, En tanınmış kırmızılarla açan. Bütün kara parçalarında, Afrika dahil. Cemal Süreya, 1944'te Bilecik Ortaokuluna başladı ancak aynı yıl babasıyla evlenen üvey annesi Esma'nın eziyetinden kaçmak üzere parasız yatılı okul sınavlarına girdi. sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor. bütün kara parçalarında. afrika dahil ". umde. #2489347 · 19.06.2008 02:42 ~ · 907. cemal süreya'nın 2.yeni şairlerine has sözcüksel sapmalarına örnek bir kelimedir. güvercin kelimesinin g'sini düşürmüş ve slav dillerinin küçültme eki olan -ka'yı eklemiştir. ortaya Bütünkara parçalarında. Afrika dahil. Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası. Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki. Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok. Aklıma kadeh tutuşların geliyor. Çiçek Pasajında akşamüstleri. Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor. Bütün kara iP7nb. “Çok içten, gerçek bir şey söyleyeyim mi? Kendi şiirlerime karşı o kadar da duyarlı değilim. Yaptıklarımın üzerinde hiçbir zaman ayrıntılı düşünmedim. Aslında şiirleri yazarken de öyleydim. Her seferinde ne yaptığımı bilmeden çalıştım. Çalışmak da denemez buna. İnsanın kendini oradan oraya vurması gibi bir şey. Ayrıca şiirden hep korktum. Şair miyim diye kendimden her zaman kuşkulanmışımdır. Beceremediğim, bunun için de bir türlü sevemediğim bir işi yapıyorum havası işte. Bu, ilk şiirimi yayımladığım zaman da öyleydi, bugün de öyle. Hep zorlanarak yazdım, mecburdum sanki. Elimde bulunan ilk imge ya da ilk dizenin şiddetli dürtüsünden de hiçbir zaman kurtulamadım. Bu dürtünün benim için yalnız sanat değil, hayat dürtüsü olduğunu da söyleyebilirim. Metnin ağardığı, şiirin artık ortaya çıkar gibi olduğu an onu izleyen kısa süre ise öyle büyük bir sevinç getirir ki... Galiba bugüne dek o sevinci duymak için yazdım...” 1931 yılında Erzincan’da doğdu… “Bir doğum günüm yoktur benim” diyebilecek kadar hem barışık hem de küskündü bir yanıyla bu hayata. Cemalettin Seber… Türk şiirinin usta ismi, Cemal Süreya… 6 yaşına kadar ailesiyle beraber Erzincan’da mutlu bir çocukluk geçirdi. Babası onun büyük şehirde okumasını istedi, halasının yanına İstanbul’a gönderdi… Cemalettin burada Firuzağa İlkokuluna başladı. *** Çocukluk yılları yaşamına ve şiirine derin izler bıraktı. O 6 yaşındayken annesi öldü, onu şiire götüren en keskin neden de “annesi” idi… Şiirendeki hüzün ilk kez böyle misafir oldu dizelerine. “Küçük kalbimdeki kuş ölmüştü.” dedi annesi Gülbeyaz Seber’in ardından… Yıllar sonra da babası… Babasıyla olan ilişkisine ise “tuhaf”tı diye tanımlar Cemal Süreya. Onu hiç dövmemiş olması ve kızsa bile gece gelip onu öptüğünü hissetmesi, babasını sevmesi için büyük nedendi. Babasının beklenmedik biçimde, trafik kazasında ölmesi ise onun dizelerine misafir olarak sızan hüznün ev sahibi olmasına sebep oldu… “Sizin hiç babanız öldü mü? / Benim bir kere öldü kör oldum” dizeleri babasının ölümünü “derinden” yaşamasına şahit dizeleri idi. *** Cemal Süreya şiiri; hayatın içinde ne varsa, toplumsal meselelerden siyasal çözümlere, bireysel aşklarımıza kadar bizleri kuşatan eşsiz bir şiirdir. Onun bir dizesine takılıp sevgiyi, aşkı, acılara katlanmayı, hüznü, yaşanmışlığı anlayabilir insan. Süreya, bunu edebiyatta yeni bir dil ve yeni bir sözlükle başarmıştır... “Gülümsemeyle hüzün hep yan yana gider benim şiirimde… Özgürlük ve kendine güven durumu lirizme, sıkıntı ve bunalım ise humora…” diye anlatır kendini ve şiirini. 1950’li yıllarda ortaya çıkan ve Garip akımından sonra Türk şiirindeki en önemli dönüşümü gerçekleştiren İkinci Yeni, yönü önceden belirlenmiş bir akım değildi ama Türk şiirindeki etkisi büyük oldu. İkinci Yeni’nin “anlam şairi” Cemal Süreya, “Biz Garip akımına karşı doğduk ama onlardan aslında ne kadar da beslendiğimizi şimdilerde anlıyorum der 50’li yaşlarında… Duyarlılığın şairi Süreya, insan denen karmaşık varlığa bu denli mütevazi ve kendine de bu denli eleştirel bakar... İlk kitabı “Üvercinka” 1958 yılında yayımlanır Süreya’nın… Üvercinka, “güvercin kanadı”ndan kısaltılarak elde edilmiş bir sözcüktür… Barışa, aşka vurgu yapar bu sözle Süreya… Her şairin ilk kitabı, bir kumaşın ilk metresi gibidir derler, şair bütünüyle o ilk yapıtta, ilk dizelerde saklıdır. Süreya da Üvercinka ile Türk şiirine damga vuracağının adeta o günden haberini verdi... Cemal Süreya’nın Ankara’da Mülkiye’de geçirdiği 4 yıl ise dünya görüşünün ve sanatının oluşumunda önemli yer tuttu. Mezun olduktan sonra Eskişehir Vergi Dairesinde işe başladı. İlk kitabına adını veren gizli aşkı, “Üvercinka” da buradaydı. “Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor Bütün kara parçalarında Afrika dahil” Süreya, “Senin bir havan var beni asıl saran o / Onunla daha bir değere biniyor soluk almak” dediği Üvercinka’sını hep bir giz olarak tuttu… Bu Üvercika’dan bir kızı oldu Cemal Süreya’nın… Adı, Ayçe… Kızını mütevazi hayattan pek koparmak istemedi. Babası ile aksak bir ilişkisi olduğu söylense de Cemal Süreya'nın yaşatılması için çok çaba sarf edecekti Ayçe Seber... Ve o kadın, yıllar sonra bile hala mütevazi bir hayat yaşamaya, insanların gözünün içine sevgi dolu bakmaya ve onlarca insanın da hayatına dokunmaya devam ediyor... Cemal Süreya ve kızı Ayçe İşinden dolayı birçok kent gezdi, en çok İstanbul’u beğendi Süreya. Yıllar sonra bu kente yerleşti, Kadıköy’de oturmaya başladı. “Ben Kadıköy İskelesi’ne en yakın oturan şairim” diye de övünürdü ama şairliğiyle hiç övünmezdi… “İstanbul'da bir duvar duvarda bir kilise Sen çırılçıplak elma yiyorsun Denizin ortasına kadar elma yiyorsun Yüreğimin ortasına kadar elma yiyorsun Bir yanda esaslı kederler içinde gençliğimiz Bir yanda Sirkeci'nin tren dolu kadınları Adettir sadece ağızlarını öptürürler Ayaküstü işlerini görmek yerine Adımın bir harfini atıyorum” Elma şiirinde adındaki “y” harflerinden birini attığını ilan etti... Nedeni bir arkadaşıyla girdiği iddiayı kaybetmesi idi. Söylenen o ki iddiaya girdiği kişi Üvercinka’ydı… Kaybedeceğini bildiği halde girdi iddiaya. Aslında adındaki y’nin birini atmaya çoktan karar vermişti de Üvercinkalı anılarını çoğalttı böylece... Yaşadığı her şeyi yazdı Cemal Süreya. Geçmişle şimdiki zaman, düşünceyle duygu, düz yazıyla şiir yan yana yer aldı onun eserlerinde. Cemal Süreya, şiirlerinin yanı sıra günlükleri, denemeleri, düz yazıları, Fransızcadan yaptığı çevirileri ve çıkardığı dergilerle de birçok önemli eser bıraktı. “Papirüs” onun dergi serüveninde en önemli noktalardan biri oldu. Ankara’da başladığı dergi serüvenine İstanbul’da dostu Ülkü Tamer’le devam etti… Dergi işlerini yürütebilmek için tek göz bir oda kiraladılar beraber. İlk sayının maliyeti bin beş yüz lira tuttu. Fakat ikisinin ise toplamda elli liraları ya vardı ya yoktu… Dergi çıkardıkları odadaki antika halıyı o dönem aynı zamanda antikacılık yapan arkadaşları şair Edip Cansever’e satıp maliyeti karşılayabildiler ancak… Son kitapları Sıcak Nal ve Güz Bitiği’nde kendi şiirinin tanımını buldu Süreya Güneşten yırtılan caz, kavaldan dökülen gökyüzü… Bu son kitaplarında ortaya çıkan bir diğer tema da ölüm düşüncesiydi… Ölüm yaklaşırken Ülkü Tamer onun için şu dizeleri yazdı “Tanrı binbirinci gece şairi yarattı, Bin ikinci gece Cemal'i, Bin üçüncü gece şiir okudu Tanrı, Başa döndü sonra, Kadını yeniden yarattı. Cemal Atlas Okyanus'nda Fırat'ın salı Zap suyunda Alp Çiçeği” Cemal Süreya bu dizeleri okuduktan bir gün sonra, 9 Ocak 1990’da “Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaya” binerek aramızdan ayrıldı… “Ölüyorum tanrım Bu da oldu işte. Her ölüm erken ölümdür Biliyorum tanrım. Ama, ayrıca, aldığın şu hayat Fena değildir... Üstü kalsın...” ÜVERCİNKABöylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerindenEn uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeyeLaleli\'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayızBirden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsunAma nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemezSevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyorBütün kara parçalarında Afrika dahilAydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olmaYatakta yatmayı bildiğin kadarSayın Tanrıya kalsa seninle yatmak günah daha nelerBoşunaymış gibi bunca uzaması saçlarınınBen böyle canlı saç görmedim ömrümdeHer telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyorBütün kara parçaları için Afrika dahilSenin bir havan var beni asıl saran oOnunla daha bir değere biniyor soluk almakSabahları acıktığı için haklıGününü kazanıp kurtardı diye güzelBir çok çiçek adları gibi güzelEn tanınmış kırmızılarla açanBütün kara parçalarında Afrika dahilBirlikte mısralar düşürüyoruz ama iyi ama kötüBoynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremezBir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecekİki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlarBöylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlarZaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlarBütün kara parçalarında Afrika dahilBurda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırasıKalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenkiPadişah gibi cesaretti o alımlı değme kadında yokAklıma kadeh tutuşların geliyorÇiçek Pasajı\'nda akşam üstleriAsıl yoksulluk ondan sonra başlıyorBütün kara parçalarında Afrika hariç değilCEMAL SÜREYA Modernist Türk şiir akımı İkinci Yeni’nin en önemli isimlerinden bir tanesi olan Cemal Süreya, hayatı boyunca sayısız şiire imza atmış ve şiir dışındaki eserleri ve çevirileriyle de edebiyat dünyamızı zenginleştirmiş. Gelin Cemal Süreya imzalı en iyi şiirlerden bazılarına yakından bakalım ve ustanın büyülü kalemi ile bir yolculuğa çıkalım. 1931 yılında Erzincan’da doğan Cemalettin Seber ismi kimseye tanıdık gelmeyecektir ama eserlerindeki imzası Cemal Süreya ismi hepimizin gönlünü titretecektir. Çünkü Cemal Süreya, 9 Ocak 1990 tarihinde hayatını kaybedene kadar sayısız şiir kaleme almıştır. Modern Türk şiir akımı şeklinde tanımlanan İkinci Yeni hareketinin en önemli isimlerinden bir tanesi olarak adını edebiyat tarihimize yazdırmıştır. Cemal Süreya yalnızca bir şair değil, aynı zamanda yazar ve çevirmendir. Farklı türlerde pek çok eser vermiş ve kırka yakın Fransızca eseri dilimize kazandırarak edebiyatımızın zenginleşmesini sağlamıştır. Elbette pek çok okuyucu onu diğer eserleri ve çevirileriyle değil usta işi şiirleriyle tanıyor. Gelin Cemal Süreya imzalı en iyi şiirlerden bazılarına yakından bakalım ve ustanın büyülü kalemi ile bir yolculuğa çıkalım. Sen ölümüm kalımım Biliyorum Sana Giden Biliyorum sana giden yollar kapalı Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni Ne kadar yakından ve arada uçurum; İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi Uyandım uyandım, hep seni düşündüm Yalnız seni, yalnız senin gözlerini Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım Ben artık adam olmam bu derde düşeli Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği Kaç kez sana uzaktan baktım vapurunda; Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu; Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım Bu böyle pek de kolay değil gerçi... Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya; Bunun verdiği mutluluk da az değil ki Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa, Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem, Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri İkiye bölünecek gibi bir gökyüzü Aşk… Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git. Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler. Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz Sanki hiç olmamıştı Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti Çünkü iki kişiydik Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra Sonrası iyilik güzellik. Afrika hariç değil Üvercinka Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye Lâleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor Bütün kara parçalarında Afrika dahil Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma Yatakta yatmayı bildiğin kadar Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor Bütün kara parçaları için Afrika dahil Senin bir havan var beni asıl saran o Onunla daha bir değere biniyor soluk almak Sabahları acıktığı için haklı Gününü kurtardı diye güzel Birçok çiçek adları gibi güzel En tanınmış kırmızılarla açan Bütün kara parçalarında Afrika dahil Birlikte mısralar düşürüyoruz ama iyi ama kötü Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar Bütün kara parçalarında Afrika dahil Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok Aklıma kadeh tutuşların geliyor Çiçek Pasajında akşamüstleri Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor Bütün kara parçalarında Afrika hariç değil Günışığı dadanan pencere Sevgilim Ben Şimdi Sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim Elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden Çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz "Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz". Çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere O gülün yüzü gülmüyor sensiz O köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabanı Hepten hüzünlü bu günlerde Gür ve çoşkun bir günışığı dadanmış pencereye Masada tabaklar neşesiz Koridor ıssız Banyoda havlular yalnız Mutfak dersen - derbeder ve pis Çiti orda duruyor, ekmek kutusu boş Vantilatör soluksuz Halılar tozlu Giysilerim gardropda ve şurda burda Memo'nun oyuncak sepeti uykularda Mavi gece lambası hevessiz Kapı diyor ki açın beni kapayın beni Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi Radyo desen sessiz Tabure sandalyelerden çekiniyor Küçük oda karanlık ve ıssız Her şey seni bekliyor her şey gelmeni İçeri girmeni Senin elinin değmesini Gözünün dokunmasını Ve her şey tekrarlıyor Seni nice sevdiğimi Usulca bir öpüş Güzelleme Bak bunlar ellerin senin bunlar ayakların Bunlar o kadar güzel ki artık o kadar olur Bunlar da saçların işte akşamdan çözülü Bak bu sensin çocuğum enine boyuna Bu da yatak olduğuna göre altımızdaki Sabahlara kadar koynumda yatmışsın Bak bende yalan yok vallahi billahi Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur İşe bak sen gözlerin de burda Gözlerinin ucu da burda yaşamaya alışık İyi ki burda yoksa ben ne yapardım Bak çocuğum kolların işte çıplak işte Bak gizlisi saklısı kalmadı günümüzün Gözlerin sabahın sekizinde bana açık Ne günah işlediysek yarı yarıya Sen asıl bunlara bak bunlar dudakların Bunların konuşması olur öpülmesi olur Seni usulca öpmüştüm ilk öptüğümde Vapurdaydık vapur kıyıya gidiyordu Üç kulaç öteden İstanbul gidiyordu Uzanmış seni usulca öpmüştüm Hemen yanımızdan balıklar gidiyordu. Bir şeyin provası gibi İki Kalp İki kalp arasında en kısa yol Birbirine uzanmış ve zaman zaman Ancak parmak uçlarıyla değebilen İki kol. Merdivenlerin oraya koşuyorum, Beklemek gövde gösterisi zamanın; Çok erken gelmişim seni bulamıyorum, Bir şeyin provası yapılıyor sanki. Kuşlar toplanmışlar göçüyorlar Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Unutulacak gibi değil Yakın… Güzelsin sevgilim, Ama çok yakından! Öptüm ve öptüm Sayım Ayışığında oturduk Bileğinden öptüm seni Sonra ayakta öptüm Dudağından öptüm seni Kapı aralığında öptüm Soluğundan öptüm seni Bahçede çocuklar vardı Çocuğundan öptüm seni Evime götürdüm yatağımda Kasığından öptüm seni Başka evlerde karşılaştık İliğinden öptüm seni En sonunda caddelere çıkardım Kaynağından öptüm seni Korkarak ayrılmak Roman Okudum Seni Düşündüm Bende tarçın sende ıhlamur kokusu Yürürüz başkentin sokaklarında Bir nehir şu tutuk konuşan cumartesi Üstünde iki yonga Çarşamba, bir de cuma Ayrılık lafları etme sevgilim Önümüz Temmuz önümüz Ağustos nasıl olsa Kolkola yürüyoruz tek tük öpüşüyoruz Sonra ayrılıyoruz korkuyoruz da Kimi zaman neden kalabalığın içinde duruyoruz da Kimi zaman bir köşe arıyoruz en sapa İşimiz mi yok, şu Akay'a sapalım istersen İstersen garson girelim ilkyazın gazinosuna Börekçi! diye bağır istersen şurda Kısmet çıkar -sanırım- Emek'te oturan kıza Abiler! Abiler! diye bir şey satayım ben Mendilim kalmamış kağıt peçete yok mu çantanda? Üç peseta gibi bir paraya dondurma yemiştim Madrid'te yemiştim, ve çatılardan kanguru akıyordu Londra'da Seversin mi beni, doğru söyle ama? - Sigara? Ne eflatun etin var, yanarca mı yanarca İnan Selimiye'nin minareleri gibisin Her seferinde başka yoldan çıkılır nirvanaya Yazdı ama Yazmam Daha Aşk Şiiri Oydu bir bakışta tanıdım onu Kuşlar bakımından uçarı Çocuk tutumuyla beklenmedik Uzatmış ay aydınlık karanlığıma Nerden uzatmışsa tenha boynunu Dünyanın en güzel kadını oydu Saçlarını tarasa baştan başa rumeli Otursa ama hiç oturmaz ki Kan kadını rüzgardı atların Hep andım ne yaşanır olduğunu En çok neresi mi ağzıydı elbet Bütün duyarlıklara ayarlı Öpüşlerin türlüsünden elhamra Sınırsız denizinde çarşafların Bir gider bir gelirdi işlek ağzı Ah şimdi benim gözlerim Bir ağlamaktı tutturmuş gidiyor Bir kadın gömleği üstümde Günün maviliği ondan Gecenin horozu ondan Modernist Türk şiir akımı İkinci Yeni’nin en önemli isimlerinden olan Cemal Süreya imzalı en etkileyici şiirlerden bazılarını listeledik. Elbette bu liste çok daha uzun olabilirdi. Listemizde olmasını istediğiniz ve favori Cemal Süreya şiirinizi yorumlarda paylaşabilirsiniz. ÜVERCİNKABöylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor Bütün kara parçalarında Afrika dahil Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma Yatakta yatmayı bildiğin kadar Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor Bütün kara parçaları için Afrika dahil Senin bir havan var beni asıl saran o Onunla daha bir değere biniyor soluk almak Sabahları acıktığı için haklı Gününü kazanıp kurtardı diye güzel Birçok çiçek adları gibi güzel En tanınmış kırmızılarla açan Bütün kara parçalarında Afrika dahil Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar Bütün kara parçalarında Afrika dahil Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok Aklıma kadeh tutuşların geliyor Çiçek Pasajında akşamüstleri Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor Bütün kara parçalarında Afrika hariç değil Gerçek adı Cemalettin Seber olan usta edebiyatçı, Hüseyin ve Gülbeyaz çiftinin oğlu olarak, 1931'de Erzincan'da dünyaya 1938'de sürgün edilince, Pülümür'den Bilecik'e gitmek zorunda kalan Süreya, kimi kaynaklara göre 1937'de, kimi kaynaklara göre ise sürgünden 6 ay sonra henüz 23 yaşında olan annesini annesinin vefatının ardından iyi bir eğitim alması için İstanbul'da yaşayan halasının yanına yıl sonra babası, diğer çocuklarını da alarak İstanbul'a geldi ve çalışmaya başladı. Ancak aile yeniden sürgün yeri olan Bilecik'e Süreya, 1944'te Bilecik Ortaokuluna başladı ancak aynı yıl babasıyla evlenen üvey annesi Esma'nın eziyetinden kaçmak üzere parasız yatılı okul sınavlarına yıllarında Türkçe ve edebiyat derslerindeki başarısıyla öğretmenlerinin dikkatini çeken başarılı edebiyatçı, okuldan arta kalan vakitlerini Bakırcılar Çarşısı’ndaki Halkevi Kitaplığı'nda kalem, 1947'de parasız yatılı olarak girdiği Haydarpaşa Lisesinin ardından, 1950’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde Maliye ve İktisat Bölümünde eğitimine devam üniversite öğrencisiyken 23 Kasım 1953'te, Seniha Hanım ile evlenen Süreya, 1954'te okuldan mezun oldu ve aynı yıl Eskişehir Vergi Dairesi’nde stajyer olarak göreve başladı. Süreya, Teftiş Kurulu sınavını kazanması sonucu, 11 Ağustos 1955'te maliye müfettiş yardımcısı olarak İstanbul'da ve Seniha çiftinin kızları Ayçe, 3 Ağustos 1955’te dünyaya Sezai Karakoç ile arkadaş oldu Şiire çocuk yaşlarda ilgi duyan şairin ilk şiiri, 1953'te "Mülkiye" adlı okul dergisinde çıkan "Şarkısı Beyaz" Süreya, "İkinci Yeni" şiirinin öncülerinden biri kabul ironiyi ortaya koyan "Gül" şiiri, Yeditepe dergisinde yayınlandığında 23 yaşında olan Süreya, Sezai Karakoç ile fakültede yakın arkadaş ile birlikte Muzaffer Erdost, Nihat Kemal Eren ve Hasan Basri'yle de yakın arkadaş olan Süreya, hem şiirleri hem de yazılarının yayımlanmasıyla dergi çıkarma düşüncesi içine müfettişi olarak teftiş için farklı şehirleri gezme imkanı bulan Süreya, Temmuz 1959'da başladığı askerlik görevini 31 Aralık 1960'ta dergisinin ilk sayısını 1960'ta yayımladıAskerliğini yaparken fark dersleri vererek hukuk diploması da alan Süreya, 1 Ağustos 1960'ta "Papirüs" dergisinin ilk sayısını sayısından sonra kapanan dört sayfalık dergiyi, 8 aylık bir aradan sonra tekrar çıkaran şair, dergiyi üç sayı sonra Temmuz 1961'de tekrar Süreya, Maliye Bakanlığı tarafından bir yıllığına Paris’e gönderildi ve 1964'te İstanbul'a geri Teftiş Kurulundan arkadaşları Sezai Karakoç ve Doğan Yel ile 31 Temmuz 1965'te istifa eden Süreya, edebiyata ağırlık edebiyatçı, 1 Haziran 1966'da 3. kez "Papirüs"ü okuyucuyla buluşturdu ve Mayıs 1970'e kadar düzenli olarak aylık Bakanlığındaki memuriyetine 1971'de dönen Süreya, İstanbul Hocapaşa Vergi Dairesi, Maliye Tetkik Kurulu, İstanbul Darphane ve Damga Matbaası Müdürlüğünde görev başyazılarını yazdığı "Oluşum" dergisinde ve kurucularından olduğu "Türkiye Yazıları" dergisinde yöneticilik de yaptı, 1977'de "Politika" gazetesinin sanat sayfasında haftada bir yazdığı "Günübirlik" yazılarıyla gazete yazarlığına Bakanlığı Kültür Yayınları Danışma Kurulu üyeliği de yapan Süreya, "Papirüs"ü son olarak 15 Mart 1981'de çıkardı."Yeni Ulus" ve "Aydınlık" gazetelerinde de yazan Süreya, çeşitli devlet kademelerinde görev aldıktan sonra 1982'de emekli farklı isimler altında kaleme aldıCemal Süreya, eserlerini, Osman Mazlum, Adil Fırat, Ali Fakir, Ali Hakir, Ahmet Gürsu, Hüseyin Karayazı, Birsen Sağanak, Dr. Suat Hüseyin gibi farklı mahlaslarla kaleme yanı sıra deneme, çocuk kitabı, günce, tenkit yazısı, şiir ve düz yazı tercümesi ve derleme de yazan Süreya, ilk kitabı "Üvercinka" ile 1958'de Yeditepe Şiir Ödülünü, Arif Damar'la paylaştı. Süreya, ikinci kitabı "Göçebe"yle Türk Dil Kurumu 1966 Edebiyat Ödülüne, "Sıcak Nal" ve "Güz Bitiği" kitaplarıyla 1988'de Behçet Necatigil Şiir Ödülüne değer 40 kitabı Fransızca'dan Türkçe'ye çeviren ve dört kez evlenen Süreya, girdiği şeker koması sonucu 9 Ocak 1990'da hayatını şiirlerle modern Türk şiirinin ustalarından biri olarak tanınan Cemal Süreya'nın cenazesi Şişli Camisi'nde kılınan namazın ardından Kulaksız Mezarlığı'nda bazıları şöyle "Şapkam Dolu Çiçekle", "Göçebe", "Günler", "Güz Bitiği", "Sevda Sözleri", "Üvercinka", "Uzaktan Seviyorum Seni", "Günübirlik", "Uzat Saçlarını Frigya", "Aydınlık Yazıları / Paçal", "Papirüs'ten Başyazılar", "Onüç Günün Mektupları", "Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi", "Güvercin Curnatası", "Mülkiyeli Şairler", "Oluşum'da Cemal Süreya", "Yüz Aşk Şiiri"

bütün kara parçalarında cemal süreya